23 Temmuz 2011 Cumartesi

Hayat zor! Hakkari'de daha zor..

Gündemde olanları okudukça, gördükçe yazma ihtiyacı hissettim derinden..


Hiç Hakkari'ye gittiniz mi bilemem.. Benim gidip görmeye, tanımaya fırsatım oldu olabildiğince fırsat yaratmaya çalıştım. 'Kim gelir ki buralara?' diye bizi düşündüren Süleyman'a teşekkürü borç bilirim:)


Çok iddaalı bir iş yapmak için gittik vesselam.. Barış için köprü kuracaktık.. Önce biraz Hakkari halkından bahsedeyim gözlemlerimin ışığında..


-Öyle bir halk düşünün ki, gece yürürken sizin yabancı olduğunuzu fark edip kalacak yeriniz var mıdır yok mudur diye soran..
-Sadece insan gibi yaşamak isteyen.. Herkesin, tüm azınlıkların, tüm Türkiye halkının insan gibi yaşamasını isteyen,
-Yıllık geliri 5000 TL'yi geçemeyen ve bununla 10 karın doyuran, kısaca aza kanaat eden..
-Ölen oğullarının/ torunlarının/ yeğenlerinin acısını yıllar geçse de içinden atamayan, evlatlarını şehit veren..
-Türkiye'den, Ankara'dan, İstanbul'dan kopmayı kesinlikle istemeyen bununla birlikte sadece insan haklarını isteyen..
-Gerçekten BARIŞ'ı isteyen..
-Ne zaman neden polisten cop yiyeceği hiç belli olmayan..
-'Allah yok peygamber izinde' yazılı karakolda -gözünün üstünde kaş var diye- şiddet uygulanan..




-Öyle bir il düşünün ki, aslında haritada başka yerde olsaymış akın akın turistlerin gideceği, doğa sporları deyince akla Hakkari'nin geleceği..
-Halihazırda kadınların tacize, tecavüze uğramadığı.. Rahatça dolaşılabildiği..
-Düğünler ile misafirliklerin hayatlarının belki de -tek- en güzel süreci olduğu..
-Bunlardan farklı olarak şehrin ortasında panzerler ile yaşanılan..
-Her an biber gazı yeme ihtimaline karşılık limonu nasıl kullanması gerektiğini küçücük yaştaki çocuklara öğreten..
-Medyanın olayları, kişilerini ve ili olduğundan çok ama çok farklı tanıttığı..


Bu sürecin içine ölen çocukları ile, sevgilileri ile, akrabaları ile katılmış olan herkesin acısı aynı, herkesin gözyaşı aynı, herkesin istediği şey de aynı.. Sadece insanların derdi farklı. Hakkari halkının şehit düşen bir asker için de gerilla için de verdiği tepki aynı! Biliyorlar ki, bazıları daha rahat yaşıyor bu ülkede, olan onlar gibi garibanların çocuklarına oluyor..


Kurtuluş savaşında biz birlikte savaştık diyorlar.. Sonra savaş bitti, Türkler Kürtlere, Kürt kimliğine savaş açtı diyorlar..


Etnik kökeninizden dolayı her an cop yeme ihtimaliniz olsaydı nasıl dayanırdınız? Kendi kimliğinizin savaşını vermeye çalışmaz mıydınız?


İnsanlar birilerini beller, duyar, öğrenir, etiketler ve ondan sonra o gruba karşı ayrımcılık yapar. O gruptan daha önce tanışmadığı kişi bile olsa onunla ilgili bir fikri vardır. Bu da önyargıdır. Bunun önü alınmaz, provoke edilirse işte o zaman kişi, kendini birinin yaşama hakkını ihlal ederken bile bulabilir.. Bu da nefret suçundan işlenen bir cinayettir.


Biz hak temelli yaklaşıyorsak, o zaman sorulması gereken en güzel soru: NEDEN? Neden gerilla olup dağa çıkar insan? Neden çocuk yaşta politik bir duruşu olur? Neden diye sordukça cevabını almak mümkün.. Sorunları doğru şekilde çözebilmek de..


Kimse soğukta, karda, mesleğinin zirvesindeyken, hayata yeni atılacakken, umutları varken, yaşıtları sınavlara hazırlanırken -durduk yere- dağa çıkmaz. Türkiye'de yaşayanlar Hakkari'de yaşananların tam olarak ne olduğunu bilmemesi doğal.. Bunu doğal karşılıyorum. Diğer taraftan burada yaşananları, acıları, kayıpları, elde edilemeyen hakları ve bunların nedenlerini öğrenmeye çalışmamasını da benzer şekilde garip buluyorum.


'Demokratik özerklik' öbeğini duyunca galeyana gelinmesini de anlamıyorum. Bugüne kadar yatırım yapmadınız, hak vermediniz, anadilinin bile konuşulmasını istemediniz, işe almadınız, işten çıkarttınız, burs vermediniz, okutmadınız, .. Şimdi bu halk demokratik ve tam bağımsız bir Türkiye için demokratik özerklik istiyor. Nesi kötü? Neden bu celal? 


Bence devletin oynadığı bu oyunda ölen 20 tane genç insan için üzülmeliyiz. Birilerinin 20si için de sevindiği sürecin bir parçası olduğumuz için utanmalıyız. Ben utanıyorum.


“Etnik” ve “Toprak” temelli özerklik anlayışı yerine kültürel farklılıkların özgürce ifade edildiği bölgesel ve yerel bir yapılanmayı savunan bu yapılanma devletin getiremediği huzurlu ortamı demokratik süreçleri bize vaad etmiyor mu sizce de?


Toplumun %50sinin oyunu arkasına almış bir iktidarın 90 yıldır hiç bir iktidarın çözüm odaklı yaklaşmadığı bu ile/ bu halka artık yaklaşması gerektiğini düşünüyorum. İşte o zaman belki Türkler de Kürtlerden, kaybettiği iyi niyeti, misafirperverliği, dostluğu, paylaşmayı, insanca bakmayı öğrenebilir.


İşte o zaman gerçekten demokratik olma yolunda iyi adımlar atmış oluruz.. 


Başka bir dünya mümkün!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder