30 Aralık 2015 Çarşamba

Kadının Bedenine Devlet Etkisi

Durmak yok utandırmaya devam.. 

Utançtan yerin dibine geçmeye sebep olacak bir silsile daha eklendi... 

3 çocuk - 5 çocuk talep edilirken kadını bir üreme makinesi olarak görmek, kendi bedensel bütünlüğüne dokunulmasının yolunu açmak gün geçtikçe meşrulaşıyor ülkemizde. 

Aslında en başa da dönüp bakmak lazım belki; Kadın Bakanlığını, Aile Bakanlığına çevirirken de aynı zihniyet bize bir şeyler söylüyordu: 'Kadın önemli değildir, önemli olan ailedir, kadınlar da bu sistem içinde çocuklara bakarak zaten misyonlarını tamamlıyorlardır.' Sonra bir açıklama daha, 3 çocuk yetmez 5 olsun hem artık kadınların tam otomatik çamaşır makineleri var ve hazır çocuk bezleri. Kirlenince katlayıp çöpe atıyormuşuz. Kadınlar şimdi çok rahatmış...

Devamı gelir hem de acı bir gerçekle de bağdaştırılarak: Her kürtaj bir Uludere'dir. Uludere'de yaşananların üstünü örtmek için ya da bir zihniyetin dışa vurumu... İkisi için de söylenebilecek çok şey var aslında... 

Ama biz şimdilik kürtaj mevzusundan bahsedelim.


Anne olmak, planlanarak yapilan bir seydir. Haydi döllendim oldu denmez, denmemeli. Bunun uygun zamanı var, maddi şartları var ne bileyim vitaminleri var. Aman her çocuk rızkıyla gelir şeklinde ancak (önünü alamadığımız) değişik eğitim sistemlerini üzerlerinde deneneceği nesiller gelir. Biz, doğacak çocuklarımızın daha uygun şartlarda doğmuş, okuyan, araştıran, öğrenen, eleştiren, merak eden, bilime inanan, özgür insanlar olmasını istediğimizden, anne ve baba olmayı buna hazır olduğumuza inandığımız zaman dünyaya getirmeyi planlıyoruz. Tabi buna izin verirseniz.

Kürtaj bir zorunluluktan doğan, köprüden önceki son çıkıştır. Şimdi; kürtajın etik olup olmamasından ziyade böyle bir konuda yasağın gelmesidir asıl sorun. Asıl sorun kadınların, karnında taşıdıkları bebek adayından bile değersiz olmasıdır. Sanıyor mu ki Başbakan, kadınların güle oynaya kürtaj yaptırdığını? Maddi durum, sosyal durum, ya da aslında bütün bunları açıklamaya bile gerek yok; kadınların kendi bedenleri üzerindeki tasarrufudur aslolan. 

Sayın Başbakanın bilhassa kadınların bedeni üzerinden siyaset yapıp (ki kendisi bunu yapmadığını söyler durur, bir de yapsa..) onun haklarına bu şekilde müdahale etmesi güçlü olanın güçsüz olan üzerindeki tasarrufudur. Ve aslında bir çeşit tecavüzdür. Devletin kadına zaten dolaylı olarak zarar verdiği aşikarken bunlara bir yenisini daha eklemektir.


Kadının bedenine kendi isteği dışında yapılan her türlü müdahale de tecavüzdür. Namus bekçiliği yapmak, kürtaj yasağı getirmek, sezaryen yapma demek, 3çocuk-5çocuk istemek tecavüzdür. Kişi kendi bedeniyle ilgili ne yapacağını, kiminle hangi pozisyonda sevişeceğini, ne giyeceğini- giymeyeceğini, baş örtüsü takıp takmayacağını, erkekle mi kadınla mı sevişeceğini ve hatta sevişme sonrası hamilelik oluşursa o hamilelikle ilgili ne yapacağına kendi karar vermelidir.

Kürtaj yasağı ile kürtaj kararı arasındaki ince çizgiyi iyi okumak lazımdır. Kürtaj kararı tartışılabilir, kürtaj yasağı kabul edilemez. Bu yasak gelirse (ki ben ümitliyim bu tarz konuları jet hızıyla meclisten geçirirler, ruhumuz duymaz) parası olan yurt dışına; parası olmayan için hadi bakalıım intiharlar, sağlıksız koşullarda kürtajlardan dolayı kadın ölümleri.. Hoop gitti kafa.. Zaten hamile kalmadan önce düşünecekti (namus meselesi, su testisi su yolundalar, zaten dekolte de giyiyordu, vb.)...

Anne olmak ataerkil toplumlarda, kadın ve erkek aile içi sorumluluklarını eşit bir şekilde paylaştırılmadığından kadının aleyhine işleyen bir yükümlülüktür. Kürtajı yasaklayınca cezalandırılan erkek değil kadın olacaktır. Ceza olarak bebek doğmalı ve kadın tüm planlarını/sosyoekonomik durumunu bir kenara bırakıp bebeğe bakmalıdır. Zaten kadın aile içinde vardır. Kaburga kemiğinden yaratılmış kadın çok şükür ki bundan memnun olacaktır. Diğer yandan kürtaj yasağı, sadece evlilerin devlete ucuz iş gücü temin etmesi için önerilmiyor; evlilik dışı seksi de kontrol altına almak istiyor. 

Dünya daha iyi bir yer olabilirdi; bu tarz parlak (kürtaj yasağı) fikirler olmasaydı. Muhafazakar toplumumuz biraz daha kadını da birey olarak görebilseydi. Biraz daha bakış açılarını geniş tutabilselerdi. 

O kadar bir şeylere karışmak istiyorsan, mesela ne bileyim kadın cinayetlerinin faillerine caydırcı cezalar verip kadına karşı şiddeti önleyici politikalar getirebilirsin. Tecavüze, tacize karşı kanunları revize edebilirsin. Sığınma evi sayısını olması gereken seviyeye yükseltebilirsin. Kız ve erkek çocuklarının okullaşmasını aynı orana getirebilirsin. Çocuk istismarını, ensest ilişkiyi yok edebilirsin. Ücretsiz kreş imkanı sunabilirsin. 

Ama en öncesinde, kadını 'kadın' olarak, 'birey' olarak görebilirsin. 
Kürtaj yasağını yasalaştıracağına mevcut talepleri göz önünde bulundurabilirsin. 

Kim bilir belki o gün şirinleri bile görebilirsin.

8 Mart Yaklaşırken...


Bu ülkede dünyanın utancından yerin dibine geçmesine sebep olacak kadar kolay yapılan şeyler var. Mesela kadın öldürmek gibi ya da nefret söyleminde bulunabilmek gibi.. Kadınlara, çocuklara ve hayvanlara tecavüz etmek gibi… Üstelik bu liste mide bulandırarak uzayabilir.

Nasıl profesör olunur bilmiyorum, belki sansür uygulamasaydı bilirdim. Ama profesör olununca neler yapılabilir biliyorum. Mesela kadınlara “dekolte giyersen tecavüz ederler” denilebilir, üzerine çıkan tartışmada “ben tacizde iki tarafın da suçlu olduğu durumdan bahsettim” diyerek taciz kelimesinin tanımları zorlanabilir. Üzerine derslere girip çıkmaya devam edilebilir.

Nasıl köşe yazarı olunur bilmiyorum. Köşe yazarı olununca neler yapılabilir biliyorum. Mesela kadınların tamamı veya tercihe göre bir kısmı aşağılanabilir. Bankamatik kuyruğu yaratmış kadının aslında banka kartını ilk kez kullandığı es geçilerek (ki kadınların maaş kartları eşlerindedir) kadınlar ile ilgili 'teknolojiden anlamıyor' denilebilir. Çeşitli kadınlar için “dağa çıkarıp seks kölem yapardım.” veya “kara kuruydu”, “sesi cırtlaktı” ya da “farklı düşünceleri anlamaya çalışmak da onların kısa boylarını çok çok aşar.” denilebilir. Sonra da aynı köşede yazmaya devam edilebilir.

Nasıl başbakan olunur bilmiyorum. Ama başbakan olununca neler yapılabilir biliyorum. Kadınlara 3 çocuk doğurma, kaymakamlara evlenme, polislere de emekçilere, öğrencilere ve diğer eylemcilere saldırma emri verilebilir. Kadınlar günü öncesi dayak yiyen kadınları haber yapan basına kızılabilir, bizim kültürümüzde kadının üzerinden siyaset yapmanın olmadığı kendini dinleyen kitle tarafından teyit ettirilebilir. Sonra da “istismarın, ucuz işgücünü, terörün, törenin baskısı altında kalan kadınları selamlıyorum” cümlesi kurularak durmadan yola devam edilebilir. Kadın mı kız mı belli olmadığını önce 'düşünüp' sonra açıklamalarında konu bekarete gelebilir.

Nasıl polis olunur bilmiyorum. Ama polis olunca neler yapılabilir biliyorum. Mesela oturma eylemi yapan Cumartesi Annelerine “Gidin evinizde oturun!” diye bağırılabilir, çeşitli eylemlerde müdahele edilen kadınlar saçından tutulup sürüklenebilir, gelişine tekmelenebilir. Hamilelerin bebeği düşürülebilir. Sonra da çıkarılan davalardan ceza almadan kurtulunabilinir. Kamera kaydına alınan karakoldaki şiddete rağmen evet, aynen mesleğe devam edilebilir.

Nasıl katil, tecavüzcü veya işkenceci olunur bilmiyorum. Ama bunlardan biri olunca neler yapılabilir biliyorum. Kıskanma bahanesiyle eşinin suratına kezzap atılabilir, namus gerekçesiyle kardeşin ya da ablan öldürülebilir ve neden ve nasıl olduğunu anlayamadığım bir şekilde kundaktaki bebekten, 70 yaş üstü yaşlısına, fiziksel ve zihinsel engellisine kadar, kadın, erkek, hatta hayvan demeden tecavüz edilebilir. Tüm bu suçlamalar hafifletici gerekçeler gösterilerek yanınıza kar kalabilir.

Türkiye'de yaşayan bir kadınsanız eğer, 7 yıl önce şiddet görme ihtimali/gerçekliğine %1400 oranında daha yakınsınız. Mesela 2011'de koruma talep ettiği, savcılığa veya polise şikayette bulunduğu ya da sığınmaevlerine yerleştirildiği halde 11 kadın öldürüldü, 3 kadın ağır yaralandı. Bravo! Hı, kimi zaman da şikayet ettikleri erkekle nikahı olmadığı için kadının koruma talebi reddedildi, kimi zaman yeterli önlem alınmadığı için kadınlar öldürüldü.

Tüm kadınların %25i fiziksel şiddete uğruyor. Bu kadınların %75i eşleri tarafından şiddete mağruz bırakılıyor.Ve günler geçtikçe bu oran artıyor.

Cinayet sonucu ölen kadınların yarısından fazlasının katili eşleri.

Tecavüze uğrayanların yarısı 18 yaşının altında ve %10u erkek çocuğu.

Her 4 kız çocuğundan biri cinsel şiddet mağduru.

5 ile 10 yaş aralığındaki çocukların yarısından fazlası, 10 ile 16 yaş aralığındaki çocukların %40ı ensest mağduru. Ensesin faillerinin %50si öz baba ve gerisi de amcalar, eniştleler, ağabeyler, dedeler ve dayılar.

Şiddet paraya, yaşa, eğitime, yöreye… bakmıyor.

Ve ben biliyorum kadın olmak çok zor.

Zorunluluğun istek haline dönüşmediği 8 Martlar diliyorum!